Akşam yemeğinde bir tartışma çıkar. Ses yükselmez, kapı çarpılmaz, kimse ağır bir söz söylemez. Sadece bir taraf susar. Ertesi sabah "günaydın" yoktur. Mutfakta yan yana geçilir ama göz teması kurulmaz. Sorulan soruya tek kelimeyle ya da hiç cevap verilmez. Üçüncü gün, ilk tartışmanın ne yüzünden çıktığı bile unutulmuştur; geriye yalnızca evin içinde ağırlaşan bir sessizlik kalır. Bu tabloyu yaşayan kişi çoğu zaman ne olduğunu adlandıramaz. "Küstü işte" der, "geçer" der, bekler. Oysa yaşadığı şeyin bir adı vardır ve bu ad, ilişki içindeki en yaygın ama en az konuşulan davranış kalıplarından birine işaret eder.
İÇİNDEKİLER

Sessiz muamele, bir kişinin diğeriyle konuşmayı, bakışmayı ve gündelik iletişimi bilinçli olarak kesmesidir. Bazen birkaç saat, bazen günlerce, bazen haftalarca sürer. Yapan kişi çoğunlukla bunu bir saldırı olarak görmez; kendini korumak, sakinleşmek ya da "karşı tarafa ne yaptığını göstermek" için yaptığını düşünür. Maruz kalan kişi ise bambaşka bir deneyimin içindedir. Bu yazıda sessizliğin ne zaman sağlıklı bir mola, ne zaman bir ceza aracı olduğunu, bedende ve zihinde neler yaptığını, çocukları nasıl etkilediğini ve bu döngüden çıkmak için hangi somut adımların işe yaradığını ele alıyoruz.
Sessizlik Her Zaman Kötü müdür?
Hayır. Tartışma kızıştığında ara vermek, ilişkiler açısından öğrenilmesi gereken sağlıklı becerilerden biridir. Öfke yükseldiğinde kalp atışı hızlanır, nefes sığlaşır ve düşünme kapasitesi belirgin biçimde daralır. Bu hâldeyken söylenen sözlerin çoğu sonradan pişmanlık yaratır. Konuşmayı bir süre kesip sakinleşmek, ilişkiyi korur.
Sorun sessizliğin kendisinde değil, nasıl kullanıldığındadır. Sağlıklı bir mola üç öge taşır. Birincisi haber vermedir: "Şu an çok gerginim, bu konuşmayı sürdürebilecek durumda değilim." İkincisi süredir: "Yarım saat sonra devam edelim" ya da "Yarın akşam konuşalım." Üçüncüsü geri dönüştür; verilen sözün tutulması ve konuşmanın gerçekten yeniden başlaması. Bu üçü varsa sessizlik ilişkiyi onarır.
Sessiz muamelede ise bu üç ögenin hiçbiri yoktur. Ne olduğu söylenmez, ne kadar süreceği belli değildir, ne zaman biteceğine tek taraflı karar verilir. Karşı taraf belirsizliğin içinde bırakılır ve genellikle sessizliği bitirmek için bir bedel ödemesi beklenir: özür dilemesi, geri adım atması ya da haksız olduğunu kabul etmesi. Bu noktada sessizlik bir dinlenme değil, bir yaptırım hâline gelir.
Sağlıklı Mola ile Sessiz Ceza Arasındaki Fark
İki davranış dışarıdan bakınca benzer görünür; ikisinde de konuşma durur. Farkı yaratan, niyet ve yöntemdir. Aşağıdaki tablo bu ayrımı gündelik örneklerle gösterir.
| Ölçüt | Sağlıklı mola | Sessiz ceza |
|---|---|---|
| Haber verme | "Şu an konuşamayacağım" denir | Hiçbir açıklama yapılmaz |
| Süre | Belirli ve söylenmiştir | Belirsizdir, tek taraflı belirlenir |
| Amaç | Sakinleşip konuşmaya dönmek | Karşı tarafı geri adım atmaya zorlamak |
| Gündelik ilişki | Selamlaşma ve temel iletişim sürer | Bakışma, selam ve temel iletişim kesilir |
| Bitiş | Söz verildiği gibi konuşmaya dönülür | Karşı taraf özür dileyince ya da yeterince bunalınca biter |
| Sonuç | Sorun konuşulur, ilişki onarılır | Sorun konuşulmaz, gerilim birikir |
Tablodaki son satır özellikle önemlidir. Sessiz ceza sonunda konuşma başladığında, çoğu zaman tartışmanın asıl konusuna hiç dönülmez. "Boş ver, geçti" denir ve sayfa kapanır. Ancak kapanmayan bir şey vardır: çözülmemiş mesele. Aynı konu birkaç hafta sonra yeniden patlar ve döngü tekrarlanır.
Sessizliğe Maruz Kalan Kişide Ne Olur?
Dışlanma, insan için sıradan bir rahatsızlık değildir. Sosyal bağ kurmak türümüzün hayatta kalma stratejisi olduğu için, bağın kesilmesi beyinde alarm üretir. Araştırmalar, dışlanma yaşandığında fiziksel acıyla ilişkili beyin bölgelerinin de etkinleştiğini göstermiştir. Bu yüzden sessiz muameleye maruz kalan kişinin "içim acıyor" demesi bir mecaz değildir.
Bu alarm hâli birkaç tipik belirtiyle görünür hâle gelir. Kişi sürekli telefonunu kontrol eder, bir mesaj gelip gelmediğine bakar. Ne yanlış yaptığını bulmak için son günleri kafasında tekrar tekrar oynatır. Uykuya dalmakta zorlanır, sabaha karşı uyanır. İştahı bozulur. En belirgin belirti ise özür dileme baskısıdır: kişi haksız olduğuna inanmasa bile, sessizlik bitsin diye özür dilemeye başlar. Bu, kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede kalıbı pekiştirir; bir dahaki sefere sessizlik daha uzun sürer.
Zamanla ortaya çıkan asıl hasar, kişinin kendi algısına duyduğu güvenin aşınmasıdır. "Belki de gerçekten abartıyorum", "Belki de ben zor bir insanım" düşünceleri yerleşir. İlişki içinde kendi ihtiyaçlarını dile getirmekten vazgeçme, tartışma çıkmasın diye susma ve sürekli tetikte olma hâli gelişir. Bu tablo, bir süre sonra kaygı bozukluğu ve çökkünlük belirtileriyle iç içe geçebilir.
Sessizliği Uygulayan Kişi Ne Yaşıyor?
Bu davranışın arkasında her zaman kötü niyet yoktur ve bunu görmek çözüm için gereklidir. Sessizliğe sığınan kişilerin bir bölümü, tartışma sırasında bedensel olarak taşkın bir hâle geçer; kalp hızlanır, düşünceler dağılır ve konuşma imkânsız hâle gelir. Bu kişiler için susmak bir saldırı değil, çaresizce bulunmuş bir kaçış yoludur. Çocukluğunda tartışmanın bağırma ve şiddetle sonuçlandığı bir evde büyüyen biri, çatışmadan tümüyle uzaklaşmayı öğrenmiş olabilir.
İkinci grup, sessizliği bilinçli bir denetim aracı olarak kullanır. Burada amaç sakinleşmek değil, karşı tarafı hizaya getirmektir. Sessizlik bittiğinde çoğu zaman bir kazanç elde edilmiştir: karşı taraf geri adım atmış, özür dilemiş ya da isteğinden vazgeçmiştir. Bu tekrarlandıkça davranış pekişir.
Üçüncü grup ise duygusunu adlandıramayan kişilerdir. İçinde ne olduğunu tarif edecek kelimeleri bulamaz, bu yüzden hiçbir şey söylemez. Bu kişiler sessizliklerinin karşı tarafta ne yarattığını çoğu zaman fark etmez; kendi iç dünyalarında sadece "kapanmış" hissederler. Hangi grupta olunduğunu anlamak, çözümün yönünü belirler: birincide sakinleşme becerisi, ikincide sınır ve sorumluluk, üçüncüde duyguyu ifade etme çalışması gerekir.
Evde Çocuk Varsa Sessizlik Ne Yapar?
Çocuklar, evdeki gerilimi yetişkinlerin sandığından çok daha erken fark eder. Bağırılmadığı için "çocuk anlamıyor" varsayımı yanlıştır. Anne babanın birbirine bakmadığı, tek kelime etmediği bir akşam yemeği, çocuk için açık bir kavgadan bazen daha kaygı vericidir; çünkü ne olduğunu anlayamaz ve boşluğu kendi kurduğu senaryolarla doldurur. En sık kurulan senaryo, sorumluluğu üstlenmektir: "Benim yüzümden."
Uzun süren sessizlik dönemleri çocukta iki tipik davranış yaratır. Bazı çocuklar arabulucu rolüne soyunur; şaka yapar, ortamı yumuşatmaya çalışır, iki taraf arasında haber taşır. Bu rol, çocuğun yaşına uygun olmayan bir yük getirir. Bazı çocuklar ise geri çekilir, odasına kapanır, karın ağrısı ve uyku sorunları geliştirir. Her iki durumda da çocuk, çatışmanın konuşarak çözülebileceğini öğrenemez; onun yerine susmayı öğrenir ve bu kalıbı kendi ilişkilerine taşır.
Yapılabilecek en yararlı şey, çocuğa yaşına uygun ve kısa bir açıklama yapmaktır: "Annenle bir konuda anlaşamadık, biraz kırgınız. Bu senin yüzünden değil, biz bunu konuşup çözeceğiz." Bu cümle, çocuğu suçluluktan kurtarır ve çatışmanın çözülebilir bir şey olduğunu gösterir.
Döngüyü Kırmak İçin Ne Yapılır?
Sessiz muameleye verilen en yaygın tepki, iletişimi artırmaktır: art arda mesaj atmak, aramak, kapı önünde beklemek, açıklama istemek. Bu yaklaşım çoğu zaman ters teper. Peşinden koşmak, sessizliğin işe yaradığını gösterir ve süresini uzatabilir. İşe yarayan yaklaşım daha sakin ve daha nettir.
İlk adım, tek bir kez ve açık biçimde konuşmaktır. Uzun bir mesaj yerine kısa bir cümle daha etkilidir: "Kırıldığını görüyorum. Konuşmaya hazır olduğunda buradayım, ama günlerce süren sessizlik bana iyi gelmiyor." Bu cümle üç şey yapar: karşı tarafın duygusunu tanır, kapıyı açık bırakır ve kendi sınırınızı söyler. Söyledikten sonra beklemek gerekir; aynı cümleyi tekrarlamak etkisini azaltır.
İkinci adım, kendi hayatınızı durdurmamaktır. Sessizlik boyunca hayatın askıya alınması, gücü tümüyle karşı tarafa verir. İşinize, uykunuza, arkadaşlarınıza ve rutininize devam etmek hem sizi korur hem de dengeyi değiştirir. Üçüncü adım, sessizlik bittiğinde asıl konuyu konuşmaktır. "Geçti, boş ver" diyerek kapatmak kısa vadede rahatlatır ama döngüyü besler. Sakinleşmiş bir anda, "Geçen hafta üç gün konuşmadık. Bu tekrarlanırsa ne yapacağımızı konuşalım" demek, kalıcı değişimin başlangıcıdır.
Ne Söylemeli? İşe Yarayan Cümleler
Doğru cümleyi bulmak, gerginlik anında çok zordur. Önceden hazırlanmış birkaç cümlenin aklınızda olması işinizi kolaylaştırır. Suçlayıcı olmayan, kendi deneyiminizi anlatan cümleler daha az savunma tetikler.
Sessizlik sürerken: "Şu an konuşmak istemediğini anlıyorum. Ne zaman hazır olacağını söylersen bekleyebilirim." Bu cümle baskı kurmadan bir zaman ister. Sessizlik bittikten sonra: "Tartıştığımızda susman beni çok yalnız hissettiriyor. Ara vermene karşı değilim, ama ne zaman döneceğini bilmek istiyorum." Bu cümle davranışa odaklanır, kişiliği yargılamaz. Kendi molanıza ihtiyaç duyduğunuzda: "Şu an çok gerginim ve doğru konuşamayacağım. Yarım saat sonra devam edelim." Bu cümle, sağlıklı molanın nasıl kurulduğunu karşı tarafa da gösterir.
Kaçınılması gereken cümleler de vardır. "Yine mi başlıyorsun", "Sen hep böylesin", "Bir şey söylesene!" gibi ifadeler, gerginliği artırır ve sessizliği uzatır. Aynı şekilde sessizliğe sessizlikle karşılık vermek de çözüm değildir; iki taraf da beklerse arada geçen zaman ilişkiyi soğutur.
Ne Zaman Bu Bir İletişim Sorunu Olmaktan Çıkar?
Her sessizlik istismar değildir. Ancak belirli bir eşikten sonra tablo, iki kişinin çözmesi gereken bir iletişim sorunu olmaktan çıkar. Şu işaretler bir arada bulunuyorsa dikkatli olmak gerekir: sessizlik günlerce hatta haftalarca sürüyorsa; sessizlik dönemlerinde para, ev anahtarı, telefon ya da çocuklarla görüşme gibi konular üzerinden baskı kuruluyorsa; sessizliğin ardından aşağılama, tehdit ya da suçlama geliyorsa; kişi sessizliğin ne zaman biteceğini kendi davranışlarına göre öngöremiyorsa ve sürekli yürüyeceği zemini yokluyorsa.
Bu tablo, psikolojik şiddet başlığı altında değerlendirilir. Fiziksel bir iz bırakmaması onu daha hafif yapmaz; uzun süreli etkileri belgelenmiştir. Böyle bir durumdaysanız yalnız karar vermek zorunda değilsiniz. Bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek, yaşadığınızı adlandırmanıza ve seçeneklerinizi görmenize yardımcı olur. Güvenliğinizle ilgili bir endişe varsa, resmî destek hatları ve kurumlar üzerinden yönlendirme almak mümkündür.
İş Yerinde ve Arkadaşlıklarda Sessiz Muamele
Bu davranış yalnızca romantik ilişkilere özgü değildir. İş yerinde bir yöneticinin, bir çalışanı toplantılara çağırmaması, selamını almaması ya da yazışmalarda görmezden gelmesi de aynı mekanizmayı taşır. Kişi bu durumda genellikle "abartıyor muyum" diye düşünür, çünkü ortada açık bir söz ya da eylem yoktur. Oysa sistematik biçimde dışlanmak, iş yerinde yıldırma davranışının en yaygın biçimlerinden biridir.
Arkadaş gruplarında ise sessizlik çoğu zaman toplu hâlde uygulanır; kişi planlardan haberdar edilmez, mesajlarına yanıt gelmez. Ergenlik döneminde bu deneyim özellikle sarsıcıdır ve okula gitmeme, sosyal ortamlardan kaçınma gibi sonuçlar doğurabilir. Her iki ortamda da yaklaşım benzerdir: durumu somut biçimde adlandırmak, mümkünse tek tek konuşmak, kayıt tutmak ve gerekiyorsa kurumsal bir mekanizmaya taşımak.
İlişkiyi Onarmak İsteyen Taraf Ne Yapabilir?
Sessizliği uygulayan taraf olduğunuzu fark ettiyseniz, bu farkındalık başlı başına değerlidir. İlk yapılacak şey, davranışın karşı tarafta ne yarattığını kabul etmektir. "Ben sadece sakinleşiyordum" cümlesi niyetinizi açıklar ama etkiyi ortadan kaldırmaz. İkisini birlikte söylemek daha onarıcıdır: "Sakinleşmek için susuyorum ama bunun seni ne kadar yalnızlaştırdığını görüyorum."
İkinci adım, susma ihtiyacınızı bir yöntemle değiştirmektir. Konuşamayacak kadar gergin olduğunuzda tek bir cümle kurmayı deneyin: "Yirmi dakikaya konuşalım." Bu cümle, hem sizin ihtiyacınızı karşılar hem de karşı tarafı belirsizlikten kurtarır. Zamanla bu süre kısalır ve konuşmaya dönmek kolaylaşır. Üçüncü adım, tartışmayı bitirme biçiminizi değiştirmektir; her tartışmanın sonunda kısa bir kapanış cümlesi kurmak, sorunun askıda kalmasını önler.
Bu değişim tek başına zor geliyorsa çift terapisi işe yarar bir seçenektir. Terapide amaç, kimin haklı olduğunu belirlemek değil, ikilinin çatışma sırasında kullandığı kalıbı görünür kılmak ve yerine işleyen bir yöntem koymaktır. Sessizlik kalıbı, üzerinde çalışıldığında görece hızlı değişen kalıplardan biridir.
Kendinizi Toparlamak İçin Pratik Adımlar
Sessizlik döneminde kendinizi korumak, karşı tarafı değiştirmeye çalışmaktan daha önceliklidir. Birkaç somut adım işe yarar. Günlük tutmak, kafanızda dönüp duran senaryoları dışarı çıkarır ve tabloyu daha net görmenizi sağlar. Bedeninizi hareket ettirmek, alarm hâlinin fiziksel yükünü azaltır; kısa bir yürüyüş bile fark yaratır. Güvendiğiniz bir kişiyle konuşmak, yalnızlık hissini kırar ve gerçeklik algınızı korur.
Bir sınır cümlesi belirlemek de yararlıdır: "Üç günden uzun süren sessizlikte ben ne yapacağım?" sorusuna önceden yanıt vermek, o an panikle karar vermenizi önler. Bu yanıt kimi kişi için "konuyu bir uzmanla konuşurum", kimi için "birkaç gün anneme giderim", kimi için "ilişkiyi yeniden değerlendiririm" olabilir. Önemli olan, kararın sizin tarafınızda kalmasıdır.
"Küsmek" Neden Bu Kadar Tanıdık Geliyor?
Türkiye'de küsmek, çocukluktan itibaren öğrenilen bir davranış kalıbıdır. Oyun sırasında dargınlık, akraba arasında yıllarca süren küslükler, bayramda barışma âdeti; hepsi sessizliği meşru bir tepki biçimi olarak kodlar. Bu kültürel arka plan, davranışın ilişki içinde ne kadar yıprattığını görmeyi zorlaştırır. "Küstüm" demek, "seninle konuşmayı bir yaptırım olarak kesiyorum" demekten çok daha masum duyulur.
Bir başka etken, çatışmanın kendisinin tehlikeli sayılmasıdır. Pek çok evde tartışma yüksek sesle, kırıcı sözlerle ya da kapı çarpmayla ilişkilendirilir. Böyle bir ortamda büyüyen kişi, anlaşmazlığı konuşarak çözmenin mümkün olduğunu görmemiştir. Onun için iki seçenek vardır: kavga etmek ya da susmak. Susmak daha az zararlı göründüğü için tercih edilir.
Bu tabloyu değiştirmenin yolu, çatışmayı yeniden tanımlamaktan geçer. Anlaşmazlık ilişkinin bozulduğunun değil, iki ayrı insanın var olduğunun işaretidir. Tartışabilen ve sonrasında konuşabilen çiftler, hiç tartışmayan çiftlerden daha dayanıklıdır. Amaç anlaşmazlığı yok etmek değil, onu güvenli biçimde konuşabilmektir.
Uzun Süren Sessizliğin Bedene Yansımaları
Belirsizlik içinde beklemek, bedeni sürekli tetikte tutar. Bu hâl kısa süreli olduğunda zararsızdır; günlerce sürdüğünde ise bedensel belirtiler ortaya çıkmaya başlar. En sık görülenler uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma, sabah yorgun kalkma, boyun ve omuz kaslarında gerginlik, baş ağrısı, mide yanması ve iştah değişiklikleridir. Kişi bu belirtileri genellikle ilişkiyle ilişkilendirmez, ayrı ayrı doktorlara başvurur.
Zihinsel tarafta ise dikkat dağınıklığı ve karar verememe öne çıkar. İş yerinde odaklanamama, basit işlerde hata yapma, konuşulanları takip edememe sık görülür. Bunun nedeni zekâda bir düşüş değil, zihinsel kapasitenin büyük bölümünün sürekli aynı sorunu çözmeye ayrılmış olmasıdır. Kişi farkında olmadan gün boyunca aynı senaryoyu tekrar tekrar oynatır.
Bu belirtiler ortaya çıktığında yapılacak en yararlı şey, tabloyu adlandırmaktır. "Bende bir hastalık var" yerine "bu sessizlik bana bunu yapıyor" demek, hem gereksiz tıbbi arayışı önler hem de sorunun nerede çözüleceğini gösterir. Belirtiler sessizlik bittikten sonra da geçmiyorsa, bu kez ruhsal açıdan değerlendirilmek yerinde olur.
Barışma Anında Yapılan En Sık Hata
Sessizlik bittiğinde iki taraf da rahatlar ve bu rahatlama, konuyu konuşmayı erteletir. "Şu an her şey yolunda, neden bozayım" düşüncesi anlaşılırdır ama pahalıya mal olur. Konuşulmayan mesele ortadan kalkmaz; bir sonraki tartışmada aynı yerden yeniden başlar. Böylece çift, aynı kavgayı yıllarca farklı bahanelerle sürdürür.
İşe yarayan yaklaşım, barışmanın hemen ardından değil, birkaç gün sonra sakin bir anda konuyu açmaktır. Ortam seçimi önemlidir: yorgun olunan bir gece ya da çocukların yanında değil, ikisinin de dinlenmiş olduğu bir zaman dilimi tercih edilmelidir. Açılış cümlesi geçmişi değil geleceği hedeflemelidir: "Geçen haftayı konuşmak istiyorum, suçlamak için değil, bir daha aynı şeyi yaşamamak için."
Konuşmanın çıktısı, kimin haklı olduğu değil, bir sonraki sefere ilişkin bir anlaşma olmalıdır. Örneğin "tartışma büyürse ara vereceğiz ama ne zaman devam edeceğimizi söyleyeceğiz" gibi somut bir kural. Bu tür küçük anlaşmalar, soyut sözlerden çok daha kalıcı sonuç verir.
İlişkiyi Sürdürüp Sürdürmeme Kararı
Sessizlik kalıbı üzerinde çalışılmasına rağmen değişmiyorsa, bir noktada daha büyük bir soru gündeme gelir. Bu karar aceleye getirilmemeli, ancak sonsuza kadar da ertelenmemelidir. Karar verirken üç soruya dürüst yanıt vermek yol gösterir. Birincisi: karşı taraf bu davranışın bir sorun olduğunu kabul ediyor mu? Kabul yoksa değişim ihtimali düşüktür. İkincisi: sessizlik dönemleri zamanla kısalıyor mu, uzuyor mu? Yön, niyetten daha çok şey söyler. Üçüncüsü: bu ilişkide kendinizi ifade edebiliyor musunuz, yoksa sürekli ölçüp biçerek mi konuşuyorsunuz?
Bu soruların yanıtları olumsuzsa ve tabloya aşağılama, tehdit ya da denetim ekleniyorsa, karar artık bir tercih meselesi olmaktan çıkıp bir korunma meselesine dönüşür. Böyle bir noktadaysanız kararı tek başınıza vermek zorunda değilsiniz. Bir uzmanla görüşmek, hem seçeneklerinizi netleştirir hem de kararınızı verirken kendinizi yalnız hissetmenizi önler.
Sık Sorulan Sorular
Partnerim küstüğünde peşinden koşmalı mıyım?
Israrla peşinden gitmek çoğu zaman sessizliği uzatır. Bir kez sakin ve net biçimde konuşmaya hazır olduğunuzu söylemek, sonra beklemek daha işe yarar. Bu süre boyunca kendi rutininizi sürdürmek hem sizi korur hem de dengeyi değiştirir.
Sessiz muamele ne kadar sürerse endişelenmeliyim?
Kesin bir saat sınırı yoktur, ancak birkaç saati aşan ve açıklama içermeyen sessizlikler tekrarlanıyorsa kalıp yerleşiyor demektir. Günlerce süren, tehdit ya da aşağılamayla birlikte giden sessizlik ise ayrı bir başlıktır ve destek almayı gerektirir.
Ben de susarak karşılık versem olur mu?
Kısa vadede kendinizi korumuş hissedebilirsiniz, ancak bu yaklaşım iki tarafı da bekleyen bir duruma sokar ve mesafeyi artırır. Sınır koymak susmaktan farklıdır; sınır, ne yaşadığınızı söyleyip beklemektir.
Özür dilersem biter, neden dilemeyeyim?
Gerçekten hatalıysanız özür dilemek onarıcıdır. Ancak yalnızca sessizlik bitsin diye, inanmadığınız hâlde özür dilemek kalıbı pekiştirir. Bir sonraki sefer sessizlik daha uzun sürer ve siz kendi algınıza güvenmemeye başlarsınız.
Bu davranış değişebilir mi?
Evet, özellikle kaçınma temelli olduğunda değişme ihtimali yüksektir. Kişi sakinleşme ihtiyacını bir cümleyle ifade etmeyi öğrendiğinde tablo hızla düzelebilir. Denetim amacıyla kullanılan sessizlikte ise değişim, karşı tarafın sorumluluğu kabul etmesine bağlıdır.
Terapiye ikimiz de gitmek zorunda mıyız?
Çift terapisi iki tarafın katılımıyla daha verimli ilerler, ancak tek başınıza başvurmanız da anlamlıdır. Bireysel görüşmede kendi sınırlarınızı belirlemek, tabloyu değerlendirmek ve seçeneklerinizi netleştirmek mümkündür.
Sessizlik, ilişkilerde hem en zararsız hem de en yıpratıcı araçlardan biri olabilir. Aradaki farkı belirleyen şey susmanın kendisi değil, o sessizliğin haber verilip verilmediği, ne kadar süreceğinin bilinip bilinmediği ve sonunda konuşmaya dönülüp dönülmediğidir. Bu üç ölçüte bakarak kendi ilişkinizdeki tabloyu ayırt edebilirsiniz. Yaşadığınız sessizlik günlerce sürüyor, sizi sürekli özür dilemek zorunda bırakıyor ve kendi algınıza güvenemez hâle getiriyorsa, bunu bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak en doğru adımdır. Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; kendi ilişkinize özgü durumu ancak sizi dinleyen bir uzman değerlendirebilir.


Yorumlar
Bu makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın
Henüz yorum yapılmamış
İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yazın
Düşünceleriniz bizim için değerli ✨